Yazılar

Kronik Yorgunluk

Yorgunluk , tıpkı Diyabet ve kilo sorunu gibi modern zaman hastalığı olmaya başlamıştır.

İnsanlar kendilerini çok yorgun hissediyorlar. Tabiri caizse artık herkes yorgun. Hatta bazı insanlar tatilden döndükleri zaman bile kendilerini hala yorgun hissediyor. Bunu sebebi bazı bedensel hastalıklar olabilir. Ama modern zamanın yorgunluk sebebi ; Genellikle aşırı stres , ruhsal sorunlar , elektro smog , oksijen azlığı ve dengesiz beslenme. Yapılan araştırmalarda ve testlerde 3 ay fast foot denilen hızlı beslenme uygulayanlarda enerji kaybı yüzde 30 ların üzerine çıkmakta ve bu insanlar normal ve dengeli beslenmeye geçtikten sonra bile vucut tekrar eski enerjisine ancak 8 ay sonra kavuşabiliyor. Bu şunu gösteriyor ki : Kronik yorgunluğun en iyi ilacı başta dengeli ve sağlıklı beslenmedir.

Sağlıklı ve dengeli beslenmede dikkat etmemiz gerekenler ise :

Vücudumuzu oluşturan hücrelerin   düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almamızdır. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştır. Dengeli beslenerek vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almış oluruz. Aşırı şekerli gıdalardan kaçınmalı ve hatta çay, kahve gibi içecekler şekersiz içilmeli veya şeker miktarı azaltılmalıdır.

Güne kahvaltımızı yaparak başlamamız daha uygun olur. Gece boyu gıda alımı olmadığından beynimizin sabah kalkınca enerjiye ihtiyacı vardır. Daha sonra gıda alımımızı kahvaltıdan başlayarak gün içine yaymamız daha etkin kalori yakmamıza neden olur.Bol su içmemiz gerekmektedir hem de kesinlikle asitsiz su içmemiz fadalı olacaktır, yiyecekleri ise iyice çiğnemeliyiz. Her yemek yediğimizde midenin 1/3’ünü boş bırakmamız gerekmektedir. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına ,erken yaşlanmaya neden olur.birde Midemizi katı gıdalarla doldurmamalıyız .Katı gıdalarla dolu mide içeriğinin gerekli öz suyu her tarafa dengeli ulaştırması güçleşir ve sindirim zorlaşır. Düzenli yemek yiyenler daha dengeli ve sağlıklı beslenmekte ve ideal kilolarını korumaktadırlar.

Zihinsel faaliyetlerin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemlilerinden biride meyvelerdir. Beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz meyvelerde hazır halde bulunur. Diğer gıdalarla alınan şeker midede yakılarak glikoza çevrilir. Bu nedenle meyveleri kesinlikle aç karnına yemeliyiz. Meyveler yemeklerden 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.Mide doluyken alınan meyveler midede kalıp besin değeri kaybolup orada mayalanacağı için bütün sindirim sistemimizi yorar.

Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı da yenilenir. Ortalama 100 günde (beyin ve sinir hücreleri hariç) bütün vücudumuz yenilenir.Düzensiz kötü beslenme yenileme sistemini aksatır. Cildimiz canlılığını, tazeliğini kaybeder ve en önemlisi hastalıklara açık oluruz. Karaciğer yorulmaya başlar. Bu şekilde uzun süreli Yorgunluk, çabuk yorulma, baş ağrısı olabilme olasılığı artar. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.Bu nedenlerden dolayı düzenli ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmeli ve yemek için yaşamamalı sadece yaşamak için yemeli görüşünü benimsemeliyiz.

Kronik yorgunluğu giderici bitkisel destek olarak tavsiye edeceğimiz en güçlü bitkisel destek Ginseng tir. Bunu Ginkgo ve Q-10 Koenzim , Vitamin B12 ve magnezyum gibi gıda takviyeleri izlemektedir. Bu ürünlerin de mutlaka suda çözülen türünü kullanmamız elbette daha da verimli olacaktır.

Aşırı stress ve ruhsal sorunların giderilmesi için de: İyi bir stress yönetimi , özellikle kaygıdan   , endişeden , korkudan kaynaklanan duyguları bastırmak veya bir başkası ile paylaşmak olan bitene olumlu açılardan bakmayı becerebilmek faydalı olmaktadır. Bunun yanı sıra Akupunktur , yoga , meditasyon , tai chi gibi gevşeme tekniklerinden ve bazı sakinleştirici relex özelliği olan bitki ekstraklarından faydalanmak kronik yorgunluğumuzu giderilmesinde olumlu rol alacaktır.

Bu konuda genel Önerilerimiz:

-Yaşamınızı ve yaşam sitilinizi tekrar gözden geçiriniz. Stresslerinizi ve duygularınızı anlatan küçük çapta notlar yazınız. Sizi rahtsız edici ortamlardan , ziyaretlerden ve toplantılardan uzak durunuz. Dedikodu yapılan yerlerde ve topluluklarda bulunmayınız. İşinizi ve iş sorunlarınızı eve taşımayınız ve daha çok sosyal faaliyetlere zaman ayırınız.

-Sigarayı , alkolü , kafeinli ve asitli içecekleri azaltın. Uykunuzu düzenleyin ve her akşam aynı saate yatmaya gidin.

– Her gün taze meyve , sebze ve tam tahıllı ekmek ve balık tüketerek , dengeli ve sağlıklı bir beslenme pilanı uygulayın.

-Doğal yorgunluk giderici etkilerden ve yapılması gereken şeylerden birisi de düzenli yapılan yürüyüşlerdir. Mutlaka hava durumuna bağlı olarak , günün herhangi bir saatinde düzenli yürüyüşler yapınız. Untmayınız Oksijen en iyi yorgunluk giderici ve en iyi antidepresan etkili maddedir. Oksijeni de ancak spor , eksersiz ve en azından temiz bir çevrede yapacağımız yürüyülerle ciğerlerimize çekebiliriz.

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Uzmanı

Suyun sağlığımız üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri

Su yaşamın temel kaynağıdır.Su olmasaydı dünyamızda hayat ve yaşam da olmazdı.

Dünyamızın üçde ikisi su ile kaplıdır.Ancak biz bu suyun sadece yüzde ikisininden içme suyu olarak yararlanmaktayız.Yani yeryüzünde   bulunan suyun yüzde 98 ‘i tuzlu olduğu için biz içme suyu olarak kullanamıyoruz.

 

Vucudumuzun  ise yüzde 70 ‘inden fazlası sudan oluşmaktadır.Bir insan susuz ancak 72 saat yaşayabilir.

Su bedenimiz için neden bu kadar önemlidir ?

Suyun bedenimiz üzerindeki fonksiyonları nelerdir ?

-Su Organlarımızı meydana getiren Hücreler arası kominikasyonu sağlar.

-Su almış olduğumuz besin maddelerini hücrelere taşır ve atık maddeleri (toxinleri)    hücrelerden temizler.

-Su hücrelere Oksijen gönderir (Kanla) ve karbondioksiti akciğere taşır.

-Su hücreler arası Osmotik basıncı düzenler.

-Su hücreler arası Elektrolit dengeyi sağlar.

-Su bedenimizin  ısı dengesini düzenler.

-Su bedensel,ruhsal ve genetik informasyonları taşır.

-Su hücreer arası Elektro-Magnetik dalgaları düzenler.

-Su bedensel ve ruhsal fonksiyonları dengeler.

 

24 saat içerisinde 1400 litre su beynimizden ve 2000 litre su da böbreklerimizden geçer.

 

Yukarıda saydığımız fonksiyonların sağlıklı bir şekilde yerine gelebilmesi için günde en az 2 litre su içmemiz gerekmektedir.

 

Eğer suyu az içersek ne olur ?

 

-Metabolizmamız yavaşlar

-Bedensel ve zihinsel fnksiyonlarımız geriler

-Hücreler kurumağa  ve yaşlanmağa başlar

-Hücreler ve dokularda toxinler (Yehirli maddeler) birikmeğe başlar

-Eklemler arasındaki sıvı (Sinovia )azalır,damarlarımız esnekliğini kaybeder

-Baş ağrısı,yorgunluk ve halsizlik,deride sellülit ortaya çıkar

-Kronik hastalıklar ortaya çıkar (Mide ülseri/Artroze/Depressiyon/Allerji v.s.)

 

Yalnız içtiğimiz suyun miktarı değil ,kaliteside çok önemlidir.

 

Bedenimizdeki fonksiyonları tam yapabilmesi için Suyun ;

 

  Temiz ve Saf ,yabancı maddelerden arınmış,az mineralli ,tadı ve kokusu hoş ,enerji ve informasyon dolu olması gerekmektedir.

 

Bu özellik de  ancak yüzde yüz kendi  kaynağından fışkıran ,dağlık ve temiz bir bölgeden çıkan kaynak sularında bulunur.

 

Bizler bu derece temiz kaynak sularına ulaşamayacağımıza göre evimize kadar gelen şebeke suyunu buna yakın bir dereceğe kadar arındırabilen son model teknolojiden yararlanabiliriz.

 

Unutmamamız gerekirki ;Eğer içtiğimiz su saf ve arı değilse mutlaka sağlığımız tehlikededir.

 

Su da bulunan yabancı Maddeler (İlaç atıkları /Zehirli kimya ve idnüstri atıkları) ve ağır metaller (Bakır,Kurşun,Asbest.Bor.Nıtrat) ve zehirli gazlar  (Klor)  gibi zararlı maddeler arındırılmazlarsa sağlığımızı bozabiirler.

 

Bu Maddeler sağlığımız için ne kadar zararlıdır ?

Bunlara bir kaç örnek verelim.

 

BAKIR : Karaciğerimizde ,siroza ,assides denilen karında su toplanmasına ve ilik bozulmasına (Loykemi-Kan kanseri ) yol açabilir.

Beynimizde ise ,konsentrasyon bozukluğuna ,bazı davranış bozuklulkarına,uyku ve sinir bozukluklarına sebep olabilir.

 

NİTRAT: Zehirli bir maddedir .Su ile alındığında ,Mide bulantısı,baş dönmesi,deride morarma,kusma ve baygınlık halleri görülür.

KURŞUN :0,5-0,8 mg/Kg oranında bile alındığına akut zehirlenmelere yol açabilir.Uzun süre az dozajda alındığı zaman ; Yorgunluk, uyku bozukluğu ,baş ağrısı,kabızlık,Alyuvarlarda azalma (Anemi-Kansızlık),deride sararma,pisikolojik bozukluklar,depression,sinir iltihapları (Nevralji),hallisinasyon,Kalpte sıkışma (Angina Pektoris) çocuklarda bedensel ve ruhsal gelişme bozuklulkarı,kemik erimesi (Osteoporoz) ve felçlere kadar varan hastalıklar görülür.

BOR :Erkeklerde cinsel istek azlması ve kısırlığa bebep olur.

Yukarıda saydığımız mettallerin haricinde daha 1500 veya daha çok yabancı madde sıralandırabiliriz.

Görüldüğü gibi temiz ve arındırılmış su sağlığımız için çok önemlidir.

Kısacası temiz su,temiz çevre ve sağlıklı beslenme ile hastalıklaın yüzde 75 inden fazlasını önleyebiliriz.

Böylece;

-yaşlanmamız yavaşlar

-vucudumuzun direnci artar

-genç ve dinamik kalırız

 

Bu zarlı maddeleri suyumuzdan nasıl arındırabiliriz ?

Bunun için çeşitli arındırma metotları vardır .

1)    Küçük filitre makinaları

2)    Büyük filitre Makinaları (Aktiv kömür+Membran)

3)    Dönüşümlü Osmoze sistem +Membran +Volkantaşlı filitre (Tavsiye edilir)

4)    Buhar-Destilasyon

5)    İon değiştiricileri

6)    Mıknatıslı kireç tutucuları

Bunlardan en sağlıklı,emniyetli ve ekonomik olanı;Osmoze sistem ile çalışan molaküler filitre ve volkan taşı filitresi ile suyu tekrar taze ve enerjik hale getiren Best Water filitreleridir.

Bu filitrelerden arındırılmış su ,kendi kaynağından fışkıran ,kaynak sularına yakın bir su olduğu için ve bütün zararlı maddelerden yüzde 99 oranında temizlendiği ve aşırı minerallerden de arındığı için rahtlıkla içilebilir.

 

Su gibi aziz olun.

 

Kulem Arslan

Doğal tedaviler uzmanı

Venloerstr.355 , 50823 Köln

Tel.0221/7090740

E-Meil: hp.kulemarslan@hotmail.de

www.naturheilkunde-koeln.com

Sedef Hastalığı (Psoriasis)

Sedef Hastalığı ,diğer bir adıyla ‘’Psoriasis’’ , psora kelimesinin manası olan ‘’ kaşıntı’’ anlamına gelir. Hastalığın bulunduğu deri bölgesi kızarık hale gelir.Üzerinde beyazımsı ve gümüş renginde kabuklanmalar oluşur.Üzerinde Saçlı deri, dirsek, diz ve sırtın alt Kısımlarında daha sıklıkta görülür. Bazı durumlarda vucudun büyük  bir kısmını kaplayacak kadar geniş bölgeye yayılır. Sedef hastalığı aynı ailenin, birden fazla bireyinde görülebilmesine rağmen, kesinlikle bulaşici bir hastalık değildir. İrsi olduğu ve bağışıklık sistemi ile direk bağlantısı olduğu tahmin edilmektedir. Hastalığin ortaya çıkmasına, iklim, yiyecekler, enfeksiyonlar, stres, Depresyon ve birçok pisikolojik durumlar sebebiyet verebilir. Ciltte oluşan kırmızı plaklar veya ‘’Lezoyonlar,ın yanı sıra tırnaklar da Sedef hastalığında etkilenebilir, ve psoriatik  artrit olarak bilinen, artritin ( Eklem iltihaplanması) özel bir çeşidi de ortaya çıkabilir. Sedef hastalığıyla birlikte yaşamak stresli olabilir,ancak çoğu durum hafif düzeyde seyreder ve tedavi edilebilir. Pek çok tedavi yöntemi, sedef hastalığının semptomlarının başarılı bir şekilde  kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır.

Sedef hastalığı olan hastaların dikkat  etmeleri gereken noktalar:

-Hayvansal  proteinleri azaltmak gerekir, örneğin peynir, salam sosis gibi gıdaların tüketimini çnemli ölçüde azaltmak gerekir. Bu gıdalar asidose ve iltihaplanmaya sebeb olurlar. Kafein içerikli içecekler, örneğin  kahve, cola ve siyah çay gibi içecekler  bağırsakları kuruttuklarından vitamin. Mineral ve animoasitlerin alımını ( absorbesini ) önlerler.

Akşam yemeği yerine yoğurt ( probiotik – All in 1000) meyve ve salata yenmelidir. Sebze çorbaları , taze yapılmak şartı ile icilmesi tercih edilir.

Hayvansal besinler,  patates, beyaz pirinç tahıl ürünleri, hamurlu ve tatli yiyecekler akşamları yenilirse  tam sindirilmezler ve zamanla problemlere yol açarlar.

Şekerli  yiyecekler ve antibiyotikler,bağırsak mantarını çoğalttıklarından,bağırsak sağlığını tehdit ederler.Unutulmamalıdır ki ; Bağışıklık sistemimizin  yüzde 80 ‘lerinden fazlası bağırsaklarımızda bulunduğundan ,bir çok hastalıkda olduğu gibi ,sedef hastalığındada bağırsak sağlığı ve dengeli beslenme çok önemlidir.

Yeterli kadar meyve ve sebze tüketmeyenler için mutlaka gıda takviye ürünleri tavsiye edilir.(Örneğin; Omega 3+Vit.E Fitline ve Basic Plus Fitline)

Sedef Hastalığının Doğal Metotlarla Tedavisi:

1-Biomolakülere VitOrgan terapi (Autonosoden Terapi) : Sistoplazma terapi de denilen bu tedavi ile ,deri hücrelerinin hızlı bir şekilde yenilenmesi ve ciltdeki lezyonların bir an önce iyileşmesini hedefler.Bağışıklık sistemi güçlendirilerek deri enfeksiyonlarının azalması sağlanır.İlaçların etki maddeleri tamamen biyolojik olup hayvansal Organ ve Organkobisyonalmaddeler içermektedir.

2-Ozon tedavisi :Kan alınarak ,ozon karıştırılır ve tekrar damardan hastaya geri enjekte edilir.

3-Kendi-Kan Tdavisi :Kan alınarak ,içerisine biyolojik etki maddelerden oluşan ilaç karıştırılarak kalçadan zerk edilir.

4-Fitoterapi: Bitkilerden elde edilen ilaçlar,ağız yoluyla ,deri yoluyla ve injeksiyon şeklinde tatbik edilir.

5-Fizik Tedavisi: Biyolojik banyo ve yıkama Tedavileri uygulanır.

Unutulmamalıdır ki; Sedef hastalığı zor tedavi edilen hastalıklar gurubuna girmektedir.Tedavi bazen çok çabuk etkisini göstermekte bazen de etkili olmasi uzun zaman almaktadır.Bazen iyileşmeler görüldükden uzun zaman sonra tekrar lezyonlar ortaya çıkmaktadır.Sedef hastalığının tedavisi sabır isteyen bir durum sergilemektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz tedavi metotlarının hastalığın seyrine vehastanın genel durumuna bağlı değişeceği için hastanın mutlaka , şahsen bir Doğal Tedaviler Uzmanına baş vurması gerekmektedir.Doğal Tedaviler Merkezine baş vuran hastalara kendi genel durumlarına göre hangi tedavinin daha uygun olduğu konusunda yeterli bilgiler verilmektedir.

Saygılarımla

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Hekimi

Venloer Str.355

50823 Köln-Ehrenfeld

 

Tel.0221/7090740

E-Mail: hp.kulemarslan@hotmail.de

www.naturheilkunde-koeln.com

Sağlıklı ve Dengeli Beslenme nasıl olmalıdır ?

Dünya sağlık örgütü (WHO) nun yapmış olduğu araştırmaya göre , günümüzdeki hastalıkların yüzde 75 inden fazlası dengesiz ,düzensiz , ve aşırı beslenmeden kaynaklanmaktadır. BESLENME : İnsanın büyümesi ve gelişmesi sağlıklı ve üretken olarak yaşamını sürdürmesi için gerekli olan besinlerin alınmasıdır.

Sağlıkı büyüme ve gelişme ve özellikle zeka gelişimi için , yeterli ve dengeli beslenme şartdır.

Doğru beslenme dokuların yenilenmesini ve bağışıklık sisteminin sağlıklı olarak çalışmasını sağlar.

Yetersiz ,tek yönlü ve dengesiz beslenme vucut direncini azalttığından hastalıklara yakalanma olasılığı artmakta ve hastalıklar daha ağır seyretmektedir.

Sağlıklı beslenme , iş yaşamında verimliliğe ve üretkenliğin artması açısından çok önemli bir rol oynamaktadır.

Besinlerin bileşiminde değişik miktarda ‘besin öğesi’ dediğimiz kimyasal moleküller bulunmaktadır.

İnsanın,büyüme,gelişme ve sağlıklı olarak yaşamını sürdürebilmesi için gereksinimi olan besin öğelerini 6 gurupta toplayabiliriz.

1-Karbonhidratlar

   2-Proteinler

   3-Yağlar

   4-Vitaminler

   5-Mineraller

   6-Su

Karbonhidratlar :

Vucuda Enerji veren,besin öğelerinden biridir.Vucudun harcadığı enerjinin büyük bir bölümünü sağlarlar.

Beyin dokusu ,enerji için genellikle karbonhidratları kullanır.

Ağır fiziksel haraketler için , karbonhidratların daha elverişli enerji kaynağı olduğu bilinmektedir.

Proteinlerin enerji olarak kullanılmasını önleyerek proteine olan gereksinimi azaltırlar.

Normal olarak günlük alınan enerjinin % 50-60 ‘ı karbonhidratlardan gelmektedir.

Diyetimizde günlük en az 100-125 g karbonhidrat bulunmalıdır.Bu da 400-500 kalaorilik enrji verir.

Proteinler :

Proteinler,kas ve diğer yumuşak dokular ve enzimlerin temel yapı taşlarıdır.

Büyüme ve gelişme,doku yapımı ve onarımı, enfeksiyonlara karşı savaşan bağışıklık hücrelerinin oluşumunda,kan proteini olan hemoglobin ile vucut çalışmasında görev alan enzimler ve hormonların yapımı da proteinlerin en başlıca görevlerindendir.

Proteinler enerji sağlamaktadır,fakat bu onların temel görevi değildir.

Amino asitler proteinlerin yapı taşlarıdır.Kimyasal olarak proteinler , 22 amino asidin çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelmesinden oluşmaktadır.

8 tane amino asıdi vucudumuz yapamaz.Bu amino asitlere ‘esansiyel amino asitler’ denir ve mutlaka gıdalarla alınmalıdır.

Suda çözünmeyen, eter, kloroform, benzen gibi çözücülerde çözünen organik bileşiklerdir.

Yağlar en çok enerji veren besin öğesidir.

Elzem yağ asidi ve yağda eriyen vitaminler vucuda yağın etkisiyle alınır.

Deri altı yağ tabakası

vucut ısısının kaybını önler.

 

Yağlar :

Suda çözünmeyen, eter, kloroform, benzen gibi çözücülerde çözünen organik bileşiklerdir.

Yağlar en çok enerji veren besin öğesidir.

Elzem yağ asidi ve yağda eriyen vitaminler vucuda yağın etkisiyle alınır.

Deri altı yağ tabakası

vucut ısısının kaybını önler.

 

Vitaminler :

 

Normal büyüme ve yaşamın sürdürebilmesi için gerekli olan, yiyecekler de,doğal olarak bulunan,organik bileşiklerdir.

Vitaminlerin;büyüme ve sağlıklı nesillerin oluşmasına,sinir ve sindirim sistemlerinin normal çalışması,besin öğelerinin elverişli kullanılması ve vucut direncine yardım gibi görevleri vardır.

Vitaminlerin yetersiz alınımında,vucut çalışmasında bozukluk ortaya çıkar.

B gurubu ve C vitaminleri suda eriyen vitaminler olduğundan , vucudun ihtiyacından fazla alınması durumunda idrar yoluyla atılırlar.

Minareller :

Vucutta yapılamayan ve beslenme

yolu ile dışarıdan alınması gerekli olan

öğelerdir.

Vucudun sağlıklı olarak büyümesi ve

yaşamını sürdürmesi için elzem olduğu

bilinen minerallerin başında kalsiyum,

fosfor , sodyum, potasyum , klor, demir, magnezyum manganez, kükürt , bakır,iyot, çinko, flor ve selenyum gelmektedir.

Bütün mineraller,vucutta farklı etkileri olmasına karşın, genel olarak kemik geVucuda enerji vermediği,içinde bazı mineraller dışında besin öğesi bulunmadığı halde,su içmeden 3 gün kadar yaşayabiliriz.

Su yediğimiz gıdalardaki , besin öğelerinin çözünüp sindirilmesi ve emilmesi , vucut sıcaklığının ayarlanması ve vucuttan atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.

Yeterince su içilmediği zaman kalsiyum gibi bazı mineraller , böbreklerde çökerek , böbrek taşına neden olabilir.

Sağlık açısından yetişkin bir insanın günde 8-10 bardak ,temiz , kaliteli ve saf su içmesi gerekmektedir.

Yanlış beslenmenin yol açtığı hastalıklar :

Obezite , fazla ve aşırı kilolar

Diyabet , şeker hastalığı

Yüksek Tansiyon

Kalp ve Damar Hastalıkları

Reflü

Osteoporoz (Kemik Erimesi)

Cild Hastalıkları

Hormon Bozuklukları

Depresyon

Horlama

Safra kesesi taşı

Böbrek taşı

Gut Hastalığı

Kansızlık

Kanser

Diş ve diş eti ve kemik Hastalıkları

 

Obezitenin sebep olduğu hastalıklar :

 

Ateroskleroz (Atar Damarların kireçlenmesi ve daralması)

Kalp Krizi

Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)

Beyin Kanaması

Felç (inme)

’’Hipertansiyon’’ sistolik ve diyastolik kan basıncının devamlı olarak 160/90 mmHg den yüksek olmasıdır.

Hipertansiyon serbrovasküler hastalıklar için önemli bir risk kaynağıdır.

Vucut ağırlığının ,her bir kiloluk düşüşü kan basıncını da 2 mm/Hg  aşağıya düşürür.

 

Diyabet (Şeker Hastalığı) :

 

Tip I Diyabet sıklığı

şişman kadınlarda zayıf olanlara nazaran orta yaşlardan itibaren % 30 fazladır.

Bugün itibari ile Almanyadaki Diyabetiker sayısı: 5 Milyon Kişi .

2010 yılında bu sayı 10 Milyon olacak.

1988 yılından bu yana % 43 artış olmuş.

Her 3 Diyabetikerden birisi,Kalp Kırizi ile hayatını kaybediyor.

Kanser :

Kanserin değişik çeşitlerinin şişmanlıkla ilgili olduğu saptanmıştır.

Postmenapozal dönemde meme kanseri,over kanseri bunlardan biridir.

Unutulmamalıdır ki kanser hücreleri yağ hücresinden beslenir.

Az sıvı tüketimi ayrıca mesane,prostat ve testis kanser riskini arttırır.

Reflü :

Mide ile yemek borusu arasındaki kaslardan oluşan kapağın gevşemesinin önemli nedenlerinden biri de şişmanlıktır.

 

Safra kesesi taşları :

20-60 Yaşlar arasında kadınlarda safra taşı görülme sıklığı erkeklere nazaran 3 kat fazladır.

Yaş-şişmanlık-sık doğum safra taşı görülme sıYaşımıza uygun olan boy-kilo ölçümünü (BodyMassİndex) ve vucut yağ oranımızı bilmek.

 

Böbrek taşaları :

Sıvı alımı yetersizliği ve yanlış beslenmeden kaynaklanan şişmanlık böbrek taşı oluşmasının nedenlerinden biridir.

Osteoporöz (Kemik Erimesi) :

Özellikle Bayanlarda Menapoz döneminde başlıyor.

Her iki bayandan birisi kemik erimesi hastalığı ile karşılaşmakta.

Astım Bronşit :

 

Obezite ile birlikde akciğer kapasitesi daraldığından nefes alıp verme,merdiven çıkma zorlaşır.

Allerjiye karşı meyil artar.Allerjik astıma yakalanma riski artar.

 

Obeziteden korunmanın yolları :

 

Yaşımıza uygun olan boy-kilo ölçümünü (BodyMassİndex) ve vucut yağ oranımızı bilmek.

Hormonlarımızın doğru çalışıp çalışmadığını kontrol ettirmek.

Stresle baş etme tekniklerini öğrenmek.Meditasyon,yoga gibi..

Fiziksel aktiviteyi arttırmak.

Öğün atlamamak.

Bir besin alerjisi olup olmadığını test ettirmek.

Genetik yapımızı bilmek.

Uyku saatlerine özen göstermek.

Boşaltım sisteminin iyi çalışmasını sağlamak.

Doğru zamanda,doğru miktarda,doğru besinleri vucudumuza almak,bunun için bir Hekimle iş birliği yapmak ve beslenme alışkanlıklarımızı yeniden yapılandırmak.

Kendinize Sağlıklı bir Beslenme Piramidi oluşturmak.

 

Beslenme piramidinin temelini , kepekli  ve tam tahıl unundan yapılan ekmek , sebze meyve ve yağsız süt ,  ve süt ürünleri oluşturmalıdır. En son ve uç kısmına ise et , hayvansal yağlar ve karbonhidratlı besinler gelmelidir.

Günde en az beş öğün sebze ve meyve ve duruma göre  2/ 3 litre su tüketmeli en az 40 dakika yürüyüş veya buna benzer bir spor yapmalı ve beslenmemizi dengeleyici gıda takviye ürünleri kullanmalıyız.

Dünya sağlık örgütünün tavsiyeleri , modern tıbbın tavsiyeleri , ve Peygamer efendimizin (sav) tavsiyeleri hep aynı yönedir. Yani mutlaka aşırı yemekten kendimizi korumalıyız.

‘’ Ademoğlu tıkabasa doldurduğu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Mutlaka doldurması gerekiyorsa midesinin üçte birini , yemeğe , üçte birini suya , kalan üçte birini de kendisine ayırsın ‘’ hadisi şerifi bize her şeyi açıklığı ile anlatıyor. Bu yolu izleyebilen mutlaka sağlığını ciddiye alıyor ve sağlığını korumak için bir şeyler yapıyor demektir.

 

 

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Uzmanı

Köln : 0221 / 70 90 740

hp.kulemarslan@hotmail.de

Obezite Nedir?

Obezite yada şişmanlık, vücutta sağlığı tehlikeye sokacak ölçüde fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.

Bir insana Obez diyebilmek için vücudundaki yağ miktarı ve dağılımını tesbit etmek gerekir. Bunun için bugün en sık kullanilan yöntem “Beden Kitle Indeksi” nin hesaplanmasıdır. Beden Kitle İndeksi =  BMI kilogram cinsinden beden ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesi ile hesaplanır.

İsterseniz kolay bir örneği birlikte hesaplayalım.

Ağırık 82 kg, Boy 1,70 m

BMI: 82/ (1,70)² = 82/ 2,89 = 28,3 kg/m²

BMI:  18,5 kg/m² altında olanlar zayıf

18,5-24,9 kg/m² arasında olanlar normal

25- 29,9 kg/m² arasında olanlar fazla kilolu

30-39,9 kg/m² arasında olanlar obez (şişman)

40 kg/m² üzerinde olanlar ileri derecede obez olarak tanımlanırlar

Yağın vücuttaki dağılımıda önemlidir. Özellikle karında ve göbek çevresinde biriken yağlar, kalp ve damar hastalıklar için ciddi risk olurşturur.

Obezitenin nedenleri nedir?

Çok sayida faktör obezitenin gelişmesine katkıda bulunur. Bunlar beş büyük kategoriye ayrılır:

  1. Kalıtsal Faktörler
  2. Fizyolojik Faktörler (Yaşlanma, Gebelik)
  3. Yaşam biçimi ile ilgili Faktörler (Yanlış beslenme, aşırı yaglı besinlerin alınması, pasif ve hareketsiz yaşam)
  4. Psikolojik Faktörler (Üzüntü ve sıkıntı gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yenmesi)
  5. Bazı hastalıklar ve alınan ilaçlar (hormon bozukluğu, Depresyon ve Kortison içerikli ilaçlar)

Kalp ve Damar hastalıklaıi, Hipertansiyon, Şeker hastalığı, Solunum rahatsızlıkları Eklem rahatsızlıkları ve bazi Kanser türlerinede yol açabilen obezite mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Obezitenin Tedavisi:

Amaç kısa zamanda fazla kilo vermek değil, uzun zamanda yavaş ama sağlıklı bir şekilde zayıflayarak ulaşılan kiloyu muhafaza etmektir. Bunun içinde gerekli olan yerleşmiş alışkanlıkları değiştirmek yeni bir yaşam tarzına uyum sağlamaktır.

Yapilmasi gereken öncelikle yağ ve kalori miktari düşük, sağlıklı bir beslenme programına başlamak ve ayni zamanda sağlıklı bir yaşamın  ayrılmaz bir parçası olan egsersizle bunu tamamlamaktır.

Unutulmamalıdırki % 5 lik bir kilo kaybı bile obeziteye eşlik eden hastaliklarda (Kalp ve Damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalıkları, kolesterol yüksekliği, eklem hastalıkları, inme, bazi kanser türleri) ciddi iyileşmeler sağlayacak ve yaşam süresini uzatacaktır.

Tek başına ilaç tedavisi yeterlimidir?

Obeziteyi tedavi edebilmek için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlaç sadece bunun önemli bir parçasıdır. Bunun yanı sıra Akupunktur, Homöopatie, Psychoterapi gibi metodlardanda yararlanmak gerekir. İlaçların mutlaka bitkisel kökenli olmasına dikkat edilmelidir. Beraberinde yağı azaltılmış düşük kalorili bir diyet, düzenli eksersiz ve yaşam biçimini değiştirmeye yönelik davranış tedavileri ile başarıya ulaşmak mümkündür.

Vücut nasil kilo kaybediyor?

Alınan enerji = Harcanan enerji = Kilo sabit

Alınan enerji > Harcanan enerji = Kilo artisi

Alınan enerji < Harcanan enerji = Kilo kaybi

Bu denklemden çıkarmamız gereken sonuç, harcadığımız enerjiyi arttırmamız gerektiğidir.

Buda eksersizle veya özel bir terapi ile mümkün olabilir.

Günde 15 dakikayla başlayan ve arttırılan tempolu yürüyüş eksersizleri kilo vermenizi destekleyecek ve dinlenme  metabolik hızının (BMH) düşmemesini sağlayacak.

Sık aralıklarla kilo kaybı ve kilo alımı:

Kilo kaybının dinlenme metabolik hizina, lipolitik aktiviteye etkisi ile ilgili yapilan araştırmaya göre:

Şişman kadın gurubu 14 haftalık eksersiz ve zayıflama diyetine tabii tutularak beden bileşimi oksijen tüketim gücü, dinlenme metabolik hızı ve karın kısımdaki yağların yağ aktiviteleri ölçülmüştür.

Kişiler:

  1. Diyet + Eksersiz, sık sık uygulayan
  2. Diyet + Eksersiz, sık uygulamayan
  3. Sadece diyet uygulayan olmak üzere guruplandırılmıştır.

Bu süre sonunda 3. ve 1. gurup karşılaştırılmış, kilo kaybı ve yağ kaybı yönünden 1. gurubun karşılastırılması sonucunda kayda değer sonuçlara ulaşılmamıştır.

Bu araştırmaya göre sadece diyetle zayiflayan 3. gurupta, dinlenme metabolik hızında düşme saptanmıştır.

Bu araştırmadan çikan sonuç:

  1. sık sık diyet yapmanin kilo kontrolünde etkili bir yöntem olmadığı
  2. eksersizle birlikte enerji sınırlaması yapıldığında kilo ve yağ kaybının olduğu
  3. metabolizmanın hızlandırılması ve varsa kilo alımına sebep olan rahatsızlıkların tedavisi için hekim kontrolü altından zayıflama yapılmalıdır.

Bu araştırmadan çıkan diğer bir sonuç ise, eksersizin kilo vermede ne kadar önemli rol oynadığıdır. Masa başında, asansör kullanarak, arabanızı en yakın yere park ederek pekiştirdiğimiz tembellik ve bu huyumuzun bize kazandırdığı kiloyu, yürüyüş yaparak, tenis oynayarak, yüzerek en azından evimizin temizliğini kendimiz yaparak sarf edeceğimiz enerji ve doğru beslenme bizi sağlık ve görüntü yönünden mükemmele ulaştıracaktır.

Sağlıklı beslenme ve sağlıklı kilo verme ile ilgili sorularınızı aşağıdaki -Fax- Tel ve E-Mail adreslerimize yönlendirebilirsiniz.

Sağlıklı günler dileği ile.

 

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Hekimi – Köln

Tel. : 0221- 7090740

Fax.: 0221-7090742

e-mail: hp.kulemarslan@hotmail.de

Narın Faydaları

Nar (Granatapfel) Punica Granatum)

Bir Cennet Meyvesi

Nargiller familyasından örnek bir bitkidir.Anayurdu Doğu Akdeniz havsası olup,yumuşak iklimli,sıcak ve kurak yerleri,derin ve yumuşak toprakları seven 4-5 metreye kadar boylanabilen bir  orta boylu bir ağaçtır.

Nar Akdeniz bölgesinden Japonyaya , güney Amerika kıtasına kadar yayılmış olup genellikle meyvesi için yetiştirilmektedir.

Nar ağacının kök,gövde ve kabukları bolca nişasta,mannit ,reçine, tanen,polifenol ve bir takım asit ve alkeloitler içerir.

Narın meyvesinde ise meyve şekeri , potasyum ,C vitamini ,magnezyum ve bir çok mineraller iz elemntleri ve Antioksidanslar bulunmaktadır.

Nar meyve olarak yenildiği gibi sıkılıp suyu çıkarılarak , şerbeti ya da şurubu yapılarak tüketilir.

250 değişik araştırmanın sonunda , narın kalp ve damar hastalıklarının , kanserin ve Eklem hastalıklarının tedavisinde olumlu etkileri olduğu saptanmıştır. Bu araştırmalar sonunda bilhassa Prostat kanserinin tedavisinde içerisindeki Polifenol maddelerinin etkisiyle olumlu sonuçlar alınmıştır.

Kalp ve damar hastalıkları üzerinde yapılan araştırmalarda , her gün alınan 240 ml. Nar suyu ile , bilhassa kalp koronar damarlarındaki tıkanmaların % 35 azaldığı ve Kalp kaslarındaki kan dolaşımı hızlanarak,yeterli derecde  beslendiği saptanmıştır.

Bunu yanında Alman Fitoterapi Literatüründe narın faydaları şöyle sıralanmıştır:

-İdrar söktürücü etkisi vardır ve bu şekilde toksin atılımını tetikler ve detoks işlevi yapar.

-Tansıyonu olumlu bir şekilde düzenler.

-Kalp de ki kan dolaşımını hızlandırdığı için kalbi korur ve düzenli çalışmasına destek olur.

-Enrji verir yorgunluğu giderir ve unutkanlığa iyi gelir.

-İçersisindeki antioksidasyonlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir , vucudun direncini artırır ve enfeksiyonlara karşı vucutu korur.

-Bağrsak parazitlerine karşı önemli bir etkisi  vardır. Bağırsak içersisindeki faydalı bakterilerin artmasını sağlar.

-Kolestrolve kan şekerini regüle eder ve artmasını engeller.

 

-Ciltte olumlu etkisi vardır , prüzsüz  bir görünüm sağlar.

-Doku ve damar büzücü etkileri nedeniyle , kabuklarının kurutulup toz halinde öğütülmüş hali,yaralarda kanı kesici olarak kullanılır.

 

Nar ayrıca kozmetik sanayisinde de çeşitli krem ve losyonlarda kullanılarak , haricen ciltte olumlu sonuçlar verir.

 

Yukarıda sayılan fadalarını görebilmek için düzenli olarak her gün 250 ml. taze skılmış nar suyu aç karına içilir. (Sabahları kahvaltıdan önce veya akşamları yatmadan önce )

Piyasadan alınan nar sularının doğal ve 100 % katkısız olmasına dikkat etmek gerekir.

 

Sağlıklı bir yaşam dileği ile.

 

Doktor

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Uzmanı   /  Köln

Migren nedir ?

Migren genellikle nöbetler halinde beliren,saatlerce ve hatta günlerce süren,çoğu zaman mide bulantisi ve kusma da görülen,özel bir baş ağrisi seklidir.

Migrene sebep olacak nedenler nelerdir ?

-Migrene sebep olacak rahatsizliklar cok cesitli olabileceginden,hepsini teker,teker burada siralamak mümkün degildir.Fakat Migrenin sebebi cogu zaman ikincildir.Yani Vucudun herhangi bir rahatsizligi,dolayli yoldan,Migrenein ortaya cikmasina sebep olabilir.Bunun yaninda en fazla sebepler Şunlar olabilir ; Aşırı Kilo ,Yüksek Tansiyon,Çarpmalardan dolayi kafatasinda meydana gelen traumalar,Ateroskleroz,Sinir sistemi ve pisikolojik bozukluklar,Böbrek ve karaciger hastaliklari,Seker hastaligi,Allerji ve kadinlarda sık görülen Rahim.Yumurtalık ve Hormon bozukluklari.

-Migrenin nöbetlerinin geleceği önceden sezilebilirmi ?

-Hastalarin çoğu,bir nöbet gelecegğni,bazi görme bozukluklari:Mesela,görme alaninin taminda ve bir yarisinda çikan bazi işiklarin belirmesi ile tahmin edebilirler.Bazi Hastalarda nöbetin baslayacaği siralarda el ve ayaklarinda uyuşukluklar,konuşmada zorluk,geçici halsizlik ve yorgunluk da görülebilir.Ağrilar çok şiddetli olup,yukaridada bahsedildiği gibi,mide bulantisi ve kusma ile birlikte görülür ve genellikle başin bir yarisinda hissedilir.

Bu hastalar,bas agrilarina karsi herhangi bir agri kesici ilac alarak,biraz olsun agrilarini dindirebilirlermi ?

-Zaten Hastalarin cogu da bunu yapmaktadirlar.Her bas agrisinda ve her nöbetde,cesitli agri kesici ilaclar almaktadirlar.Bu ilaclarin genellikle uyusturucu özellikleri oldugu icin,hasta agrilarin bir süre farkinda olmaz.Cogu zaman ilacin etkisi gectikten sonra agrilar tekrar hissedilmege baslar ve hasta yeniden ilac almaga baslar.. Bu Uyusturucu etkisi olan ilaclarinda malum oldugu gibi bir cok yan etkileri ve zararlari bulunmaktadir.Fakat hastanin bu durumda baska bir caresi olmadugu icin tekrar ilac almak zorunda kalir.Bu sekil böylece devam eder gider.Bundan da anlasildigi gibi bu yol kesin bir tedavi olmayip,sadece hastanin gecici olarak rahatlamasini saglar.Halbuki asil önemli olan,hastaligin asil sebebinin ne oldugunu arastirip,bulup bu sebebin tedavisini saglamaktir.

Migren genellikle asil sebeplerine göre degilde,sadece semptomatik olarak tedavi edilmektedir

-Asil migren tedavisi,hastaligin sebebini bulup onu ortadan kaldirmakla olur.Fakat yukarida da belirtiğimiz gibi Migrenein bir çok sebebi olacağindan,sebebi bulmak okadar kolay degildir.Ama tavsiye edilen yinede sebepler araştırılıldıktan sonra terapiye gecilmesidir..

-Migrene yol açan nedenleri bulabilmek icin Doğal ve alternatif Tip bilminde neler yapilabilir ?

-Dogal tip bilminde cesitli muayene metotlari ile Migrene neden olacak rahatsizliklar teshis edilebilir.Örnegin : “Iris teshis Methodu” “ile bunun sebebini bulmak mümkün olabilir.

– Iris Teshis Methodu nedır ?

-Özel olarak bu muayene icin yapilmis bir Iriskop dedigimiz aletle,göz detayli bir sekilde muayene edilir.Göz küresinin renkli bölümü olan Iris tabakasi üzerindeki,cesitli deformeler sonucu olusmus isaretlerin,inceden inceye tetkik edilmesi ile,bir cok hastaliklar, ve bu hastaliklarin sebepleri ve hastadaki kalitsal durumlari tesbit edilebilirler.Iris Teshis Muayenesi, Dogal tedaviler uygulayan Muyenehanelerde, hastaliklarin sebeplerini arastirmakta ve bunlari bulmakta kullanilan genel bir muayene metodudur.

-Bu teshis methodunun tam olarak Migren ile ilgisi nedir?

-Iris Teshis methodu ile,iris üzerinde  görülen isaretler ile,hastaligin kalitsal,sinirsel ve pisikolujik olup olmadigi veya hangi Organlardan gelebilecegi üzerinde durulur vu bunlar tespit edilerek,migrenin tabii olarak daimi bir tedavisine gidilir.

-Migrenin genel tedavisi nasıl olur ?

C-Burada tek ve kesin bir tedaviden söz etmek cok güctür.Tedavi her hastaya ve her vakaya göre degisir.Belirtildigi gibi Dogal tedavilerde hastaligin görünümü degilde sebebi tedavi edileceginden,sebebin cesitliligine göre de tedaviler uygulanir.Örnegin :Akupunktur,Segmendal Nevralji tedavileri,Homöopati v.s. gibi.

Genellikle hastalar sress,endise ve asiri yorgunluktan uzak durdukca ve vejetarik bir perhiz  uyguladikca biraz olsun ,agri nöbetlerinin gecikmesine yardimci olabilirler.

Kilosu fazla olanların mutlaka Akupunkturla zayıflamaları gerekmektedir.Ayrica Sigaraninda birakilmasi lazim.

 

Kulem Arslan

hp.kulemarslan@hotmail.de

Migren ve Doğal Tedavi Metotları ile Tedavisi

Migren tüm dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen,çok sık rastlanan ve ağrılı bir hastalıktır.

 

Bulantı , kusma,ışığa ve sese aşırı duyarlılık gibi belirtileri olan bu hastalık,migrenli kişiye ve ailesine genellikle çok sıkıntı verir. Migren atakları sırasında kişinin tüm faaliyetlerini tamamen durdurabileceği gibi,ataklar arasındaki dönemde  de yaşam kalitesini azaltabilir.

 

Migren atakları 4 saatten 72 saate kadar değışen uzunlukta olabilir.Kişi bu nöbetler arsında,bazen kendini tamamıyle normal hissetse de , bir sonraki atağın korkusu ve endişesi içinde olabilir. Eskiden sadece bir baş ağrısı tipi , olarak görülen Migren ,artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabül edilmektedir.

 

Migren baş ağrıları genellikle orta şiddette  ya da şiddetlidir. Ağrı zonklayıcı ya da nabızla birlikte atan şekilde hissedilebilir ve başın tek bir yanında görülebilir. Bulantı , kusma ,ışığa veya sese karşı aşırı hassasiyet bu baş ağrısına eşlik edebilir.

 

Migren kdınlarda erkeklerden daha sık görülür. Kadınlarda % 18 , erkeklerde % 6,5 oranında görülmektedir. Yapılan çalışmalarda bir hekim tarafından tanı konulmamış olan Migren hasatası oranının kadın hastalarda % 59 ‘ a ,erkeklerde ise % 70 ‘ e ulaştığı gözlenmiştir.

 

Birçok kişide ağrı ve diğer septomlar o kadar şiddetlidir ki , sadece karanlık bir odadada saatlerce yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı büyük ölçüde olumsuz yönde etkiler.

 

Migrenin neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Bunun yanında bu hastalığın beyindeki kan damarları ve elktiriksel sinir uyarısını ileten kimyasal maddelerdeki değişikliklerden kaynaklandığıda düşünülmektedir , ancak bu değişikliklerin neden oluştuğu konusunda araştırmlar halen sürmektedir.

 

Migren oluşma eğiliminin kalıtımla geçip geçmediği de bilimeyenler arasındadır. Çalışmalra göre ,eğer anne-babadan birinde  migren varsa , cocuklarda da olma olasılığı % 40 ‘dır.Eğer her ikisinde de Migren varsa , çocukta da % 70 olasılıkla Migren görülecektir.Tek yumurta ikizlerinde ,çift yumurta ikizlerine göre Migrene yatkınlık daha fazladır. Diğer tarafdan birçok kadında adet döneminden hemen önce Östrojen hormonu düzeylerinin azalması Migren atağına yol açabilir.

 

 

 

Bir çok faktör migreni başlatabilir.Bu tetikleyici faktörlere karşı duyarlı olan kişiler bu faktörlerden uzak durarak migrenin getirdiği kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtulabilir.Migren hastalarının büyük bir kısmı,aşırı titiz,sinirli,çok dikkatli,zihni sürekli çalışan ve genelde inatcı insanlardır.Migren krizinin bu kişilikteki insanlarda tabii bir savunma mekanizması olduğuna,kriz sırasında zihni faaliyetlerin bir süre için durmasıyla,zihnin dinlendiği ve tehlikeli fiziki ve zihni çöküntülerin böylece önlendiği ileri sürülür.

 

Tedavi yolları:

 

Ağrı kesiciler, baş ağrısını giderir ancak ağrının nedenini ortadan kaldırmaz.Hatt uzun zaman alınan bu ilaçlar,duruma göre,ilacın gereğinden fazla kullanımına bağlı,baş ağrılarınada sebep olabilir.(Rebound baş ağrıları)

 

Ağrı kesiciler baş ağrısında,geçici de olsa işe yaramaktadır.Ancak yan etkilerinden dolayı , bu ilaçların haftada 3 günden fazla kullanılmaması gerekmektedir.

 

Doğal Tedavi yöntemleri ile , migren tedavisi mümkündür.Hiç bir yan tesir göstermeden,migrenin oluşum sebeplerine göre tedaviler yapılır.

 

Doğal Tedavide migren ve baş ağrılarının tedavilerinde uygulanan bir çok metot vardır. Bizim Doğal Tedavi Merkezimizde uyguladığımız bazı tedavi şekillerini şöyle sıralayabiliriz:

 

*Phytoterapi (Bitkilerden elde edilen ilaçlarla yapılan tedavi)

 

*Nöral Terapi (otonom sinir sistemi üzerine uygulanan terapi metodu)

 

*Akupunktur ( Vucut veya kulak bölgesine batırılan iğnelerle yapılan tedavi)

 

*Homöopati ( Benzeri , benzeri ile tedavi etmeye dayanan bir tedavi metodu)

 

*Manyetik alan terapisi (Özel magnet lerle yapılan bir metot)

 

*Vitamin ve Mineral Tedavisi (Örnğ. Vit.B 12 ve magnesyum tedavisi)

 

Bu tedavilerin uygulanmasından önce,tamalayıcı tıp teşhis yöntemleri ile .Örneğin ‘’ İris Teşhis Metodu’’ ile hastalığın sebebi araştırılır ve tesbit edilir.Hekim hastanın Konstitutisyon ve Dispozisyon durumuna göre hangi metotların daha uygun olduğuna karar verir ve kür şeklinde tedaviye başlanır. Hastanın haftada bir veya iki defa bu tedavileri uygulaması gerekmektedir. Tedavi süresi, ortalama 12 hafta sürmektedir.

 

Bazı Öneriler :

 

Hastalığın kesin tedavisi için yukardaki tedavilerin uygulanması kaçınılmazdır. Ancak ağrıların seyri konusunda yardımcı olabilecek bazı pratik önerilerimiz bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz :

 

*Migren atağı başladığı an hemen sıcak bir ayak banyosu yapmak fayda sağlar.

 

*Ağrı olmadığı günlerde her gün sabahları soğuk Kneipp Su Banyosu yapmak. (Ayaklardan başlayarak,vucudun üst kısmı ve en son sırt kısmına serin su dökülmesi)

 

*Her iki günde bir yatmadan kısa süre önce küvet banyosu yapmak.(İçerisine sakinleştirici banyo sıvısı –Örneğin: Melisse ekstresi-eklenerek sıcaklık 37 santigrat derece olacak ve içine girildikten sonra sicak su eklenmeyecek.Banyo süresi 15 dakika. Hemen akabinde yatağa girilip dinlenilmesi gerekir.

 

*Sauna,hamam,solaryuma girmemek ve direk güneş altında kalmamak lazım.

 

*Temiz havada yürümek,haraket etmek,bisiklet sürmek ve hafif sporlar yapmak faydalıdır.

 

*Ağrı başlar başlamaz 1 fincan koyu kahve ye 1 limon sıkarak içmek fayda sağlar.

 

*Yağsız , şekersiz ve proteinsiz bir diyet uygulanması lazım.

 

*Alkohl almamak ve sigarayı azaltmak faydalı olur.

 

Bu konuda geniş bilgi için :

hp.kulemarslan@hotmail.de

 

Tel.0221/7090740

 

Hepinize ağrısız ve sağlıklı günler dilerim.

 

Kulem Arslan

 

Doğal Tedaviler Hekimi

Kefir ve Faydaları

Kefir Kafkasya’ da yaşayan insanların sıklıkla kullandıkları sütün mayalandırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür.

Kefir, kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir.
Kefirin anavatanı Kafkaslardır. İlk kez Batı Asya’ da Türkler tarafından yapılan ve günümüzde pek çok ülkeye yayılan fermente bir süt ürünüdür. Kafkasyalılar kefiri su yerine içmekte ve gençlik iksiri olarak kullanmaktadırlar. Kafkaslardan dünyanın her tarafına yayılan Türkler bu içeceklerini beraberinde dünyanın her tarafına götürmüşler ve yaymışlardır. Şu anda bilimsel araştırma yapan fakülteler başta olmak üzere kuruluşlar kefirin faydaları üzerinde ciddi çalışmalar yapmakta ve önemli sonuçlara ulaşmaktadırlar.Kullanımı ( içimi ) ve hazmı çok kolay olan kefir hücre yenileme özelliğine sahiptir. Mucize içecek kefir özellikle bağırsaklardaki maddelerin küreselleşmesini önlediğinden ömür uzatıcı olduğuna inanılır. Kafkasyalıların kefirin yararlarını bildiklerinden çocuklarına  su gibi KEFİR içirirler. Kafkasya’ da yüzyıldan fazla yaşamak çok sıra dışı bir durum değildir. Protein , yağ , laktoz ve mineraller bakımından hayli zengin ilaç tedavisi kesilmeden kullanıldığı zaman kandaki kötü kollestrolü azaltır, tansiyonu düşürür, idrarı sulandırır, vücuttan atılması gereken maddelerin gidişini kolaylaştırıyor, bağırsak hareketlerini hızlandırıyor, bulaşıcı, sarılık , eklem hastalıkları, ishal , kabız , kan kaybı, idrar torbası hastalıları, doğum sorunları, şeker düşürüyor ve en önemlisi KANSERİ GECİKTİRİYOR… Hazmının kolay , proteince zengin oluşu NEDENİ İLE Kefir hastalar ve çocuklar için önemli bir besindir.Hatta 20-30 günlük çocuklara bile günde bir iki kaşık içirilmesi önerilmektedir. Doktorlar, hastalarına ilaçların yanında birde kefir içmelerini tembihliyor.

 

İçindeki Alkol Zararsız


Son zamanlarda kefirin içinde alkol olduğu için tüketilmesinin sakıncalı olduğu yönünde açıklamalarda bulunulmaktadır. Doğrudur Kefirde alkol bulunmaktadır  ancak bu alkol sütten kefir oluşurken doğal olarak meydana gelmektedir. Fermante olarak üretilen diğer birçok  gıdalarda da alkole sıklıkla rastlanır. En ekşi, en sert kefirde alkol onbinde 5′i geçmez. Piyasalarda satılan ve evde yapılanlarda bu oran en fazla onbinde 1 veya 2′dir. Yoğurt ve ayranda da az miktarda alkole rastlanır.

Kefiri Sıcak yemekle yememek gerekiyor.
Kefiri günlük olarak tüketmek çok önemlidir.

Böylece sindirim sistemindeki iyi mayaların yani probiotik Bakterilerin dengesi sağlanmakta ve ,sağlık açısından önemli yararlar sunmaktadır.

Günün her saatinde, istenildiği kadar kefir tüketilebilir. Bir kişi günde ne kadar yoğurt yiyorsa, o kadar da kefir tüketebilir. Önce bir çay bardağı içilip, daha sonra miktarı gittikçe artırılabilir. Kefir günün herhangi bir saatinde, yemeklerle birlikte, yemek sonrasında, ya da atıştırmalık olarak da tüketilebilir. Dikkat edilmesi gereken, kefirin sıcak yemeğe ilave edilerek yenmemesidir. Çünkü yüksek sıcaklık, kefirin içindeki probiyotik mayaların ölümüne, dolayısıyla bu mayaların sağlayacağı faydaların ortadan kalkmasına sebep olabilmektedir.

Toksik maddelerden vücudu temizleyen antioksidan ve antikanserojenik özellikler, kefirin tedavileri destekleyici ve koruyucu rolünü de güçlendirmektedir.Kefirin, tüketiciler tarafından bir ilaç olarak algılanmaması, sağlıklı yaşam ve tedavi sırasında bir destek gıda olarak düşünülmesi gerekir. Kefir, bağırsak florasını güçlendirerek sindirim sistemini mükemmel hale getirir. Sinir sistemine olumlu katkılar yaparak rahatlama sağlar, uykusuzluğa iyi gelir, çeşitli hormon salgılarının seviyelerini dengeler ve normalleştirir.

 

Kefirin faydaları:

 


Yapılan araştırmalarda kefirin kadın ve erkeklerde cinsel gücü arttırdığı da bildirilmiştir. Hücre yenileme sayesinde de kadınlar tarafından cilt maskesi olarak kullanıldığı da bilinmektedir.

Kefirin Amerika ve Avrupa sağlık Destek ürünleri içerisinde değinilen  genel faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

* Bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mikrobik enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır.
* Astım ve alerjiye karşı direnç oluşturur.
* Büyümeye güçlü destek sağlar.
* İhtiyaç duyulan enerji için mükemmel destek verir.
* Beyin hücrelerini aktif hale getirir ve beyinsel dinamizmi arttırır.
* Obeziteye ve aşırı zayıflamaya karşı frenleyicidir.
* Bağırsak florasını düzenler eder.
* Cilt güzelliğine ve parlaklığına olumlu etkileri vardır.
* Saçları güçlendirir.
* Gençlik döneminin etkin, enerjik ve aktif bir dönem olması için unutulmaz bir partnerdir.
* Gençlik ve dinçlik duygusunun sürekli olmasını sağlar.
* Yorgunluk ve strese karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.
* Cinsel fonksiyonların devamlı olmasında aktiflik kazandırır.
* Kanı temizler, kolesterolü dengeler ve yüksek tansiyonu düşürür
* Damar sertliğini ve kalp krizi riskini önler.
* Uykusuzluğu gidericidir. Spor yapan kişiler için enerji deposudur.
* Sindirimi kolaylaştırır.
* Kemoterapi tedavisi sırasında vücudun güçlü kalmasını ve beslenmenin devamlı olmasını sağlar.
* Selülitlere karşı etkilidir.
* Bir çok hastalığın oluşumunu ilk başlangıçtan itibaren hemen önler.
* Alkol alanlar bakımından kaybolan vitaminlerin geri kazanılmasında tam bir takviye sağlar.
* Saç dökülmelerini azaltır.
* Doğum kontrol hapı ve idrar söktürücü ilaç kullananlara yardımcıdır
* Antibiyotik ilaçlar vücuttaki tüm vitaminleri ve bakterileri öldürdüğü için; doğal savunma ve savaş ordularını kurarak doğal antibiyotik görevi yapar.
* Antioksidan özellikleriye hücre yenilenmesine katkıda bulunur.
* Menopoz dönemindeki riskleri azaltır
* Aşırı yıpranmayı ve yaşlanmayı yavaşlatır.
* Damar sertliğini önler
* Uzun ve sağlıklı bir ömür trendine yönelik metabolizmanın mimarıdır. Kemiklerin ve kasların kuvvetli kalmasına destek sağlar.
* Oestropoz ve Alzheimer hastalığına karşı direnç oluşturur.
* Başta Prostat ve bağırsak kanseri olmak üzere bir çok kanseri önleyici etkisi olduğu bilinmektedir.
* Bellek zayıflığını ve dikkat azalmasını engeller.
* Kronik güçsüzlüğe karşı kuvveti arttırır.
* Görme zayıflığını ve katarakt oluşumunu önler.
* Serbest radikallerin, ağır metallerin ve zehirli gazların vücuttaki olumsuz etkilerini azaltır.
* Kronik depresyona karşı olumlu iyileştirmeler gerçekleştirir.
* Genç yaşlanmayı sistemize eder.
* Mutlu bir yaşlılık dönemi için vazgeçilmez doğal bir dosttur.

Sindirim sistemini inşa eder ve tam beslenme sağlar.

 

Kulem Arslan

Badem Kalp İçin Çok Faydalıdır

Diger bati ve gelismis ülkelerde oldugu gibi ,Almanya’dada kalp ve damar hastaliklari ölümlere neden olan hastaliklarin basinda gelmektedir.

 

Sebep ise kalp koroner damarlarinin  daralmasidir. Buna da neden olan asiri yagli beslenme ,damarlarin kireclenmesi ve sertlesmesidir.

 

Bu gün bilinmektedir ki ;Kalp ve damar hastaliklarina ,iki ana neden sebep olmaktadir.Bunlardan birincisi insanin elinde olmayan nedenlerdir.Örnegin : Genetik ve irsi faktörler ve dogustan olan hastaliklar. Digeri ise insanin elinde olan ve degistirilmesi mümkün olan nedenlerdir.Örnegin :Sigara icmek, yanlis ve tek yönlü beslenmek, haraket azligi ve spor yapmamak,asiri stres,kilo fazlaligi,seker hastaligi,tansiyon ve kolesterol yüksekligi.

Bu faktörlerden bir tanesi bulunursa,kalp krizi gecirme olasiligi da 2-3 defa daha yüksek olur.

 

Yukaridaki nedenlerden,yanlis beslenme aliskanligi büyük bir rol oynar.Asiri kilo fazlaligi,Seker hastaligi ve kolesterol yüksekligi,yanlis ve tek tarafli beslenme ile dogru orantilidir.Yani dogru ve saglikli beslenme ile Kalp krizi rizikosunu asgariye indirmek mümkündür.

 

Bu konuda dünya saglik organizasyonunun bir tavsiyesini burada unutmamak lazim.Saglikli beslenme icin günde enaz 5+5 sebze ve meyve yemek gerekmektedir.Meyve ve sebzelerin mümkün oldugu kadar dogal bir sekilde yetisdirildigine dikkat etmeli ve olgunlastikdan sonra soframiza gelmesine önem etmeliyiz.

 

Gelelim asil konumuz olan Badem’e.

 

Amerika ‚da yapilan son testlere göre,Badem yukarida anlatilan saglikli beslenme ve kalp krizini önleme tedavilerinde cok önemli bir rol oynamaktadir. Bedem in icinde bulunan özel bir yag maddesi,kolestrolü düsürmekte ve damarlara elstimsi bir özellik vermektedir. Bu nedenle ani damar daralmalarini ve dolayisi ile kalp krizlerini büyük bir sekilde azaltmaktadir.

 

Bedem ‚de bulunan özellikler:

 

*100 gr.Badem de 33,9 gr. Doymamis orani yüksek olan özel bir yag asiti bulunmaktadir.Bu madde kandaki kolesrtolün,bilhassa (Kötü kolestrol olan LDL ‚in )düsmesine neden olmakta ve kalp krizi rizikosuu askariye indirmektedir.

 

  • Badem ‚de yüksek oranda E Vitamini bulunmaktadir.Bu Vitamin yine kalp hastaliklarini ve bazi kanser türlerine yakalanma riskini en aza indirgemektedir.25 gr.Badem yani 20 adet Badem vucudumuzun günlük htiyaci olan 12 mg E Vitamininin yarisini karsilamaktadir.

 

*Badem ‚de yüksek derecede Protein bulunmaktadir.(Ayni es deyerde et le orantilidir.Fakat Badem de Kolestol bulunmamaktadir.)

 

*Badem ayrica Kalsiyum bakimindan cok zengindir. 100 gr Badem ‚de 266 mg. Kalsiyum bulunmaktadir.Kalsiyum ise kemiklerin gelismesinde cok önekli rol oynar ve Osteoporöz denilen kemik erimesine karsi büyük bir rol oynar.Bunun icin menopoz dönemindeki kadinlarin ve gelismekte olan cocuklarin günde bir porsiyon Badem yemeleri cok faydalidir.

 

(Günlük porsiyon = 20 Badem )

Degerli okuyucularimin saglikli beslenme konusunada gayet ciddi davranmalarini ve mutlak bir uzmana danismalarini tavsiye ederim.

 

Sagliki bir yasam dilegi ile.

 

Kulem Arslan

Dogal tedaviler ve Akupunktur Uzmani

Detoks Nedir ?

DETOKS vucudumuzu toksinlerden arındırmak demektir.

Toksinler vucudumuza günlük yiyeceklerle , içeceklerle , kullandığımız malzemelerle hatta soluduğumuz hava ile giren  ve sağlığımızı olumsuz yönde etkileyen zehirli maddelerdir.

Havada , yiyecek ve içeceklerde , kullandığımız temizlik ve kozmetik ürünlerinde ve çevremizde bulunan çeşitli toksin dediğimiz zehirli maddeler değişik kanallardan vucudumuza girerler. Vucudumuza giren bu toksinleri normal olarak yine vucudumuzdaki çeşitli detoks organları vucudumuzdan bu zehirli maddeleri temizlerler ve etkisiz hale getirirler.

Fakat eğer aldığımız toksinler fazla iseler veya detoks organlarımız herhangi bir sebep den dolayı yeterli kadar çalışmıyorlarsa işte o zaman bu zehirler vucudumuzda birikerek çeşitli rahatsızlıklara ve hatta hastalılara sebep olurlar. Bu durumda bizim ; Vucudumuza giren bu toksinleri bilinçli olarak temizlememiz  gerekmektedir. Tıpkı şömüne misalinde olduğu gibi . Bildiğiniz gibi şömünemizde odun ve kömürün yanmasından sonra  küller birikir ve havalandırma borularında his ve kurumlar oluşur. Nasıl ki  biz biriken bu  külleri ve borular içerisinde biriken kurumları temizlemezsek  , şömünemize yeteri kadar oksijen girmeyecek, şömünemiz istediğimiz randımanda yanmayacak ve bize istediğimiz kadar ısı ve enerji vermeyecek. İşte vucudumuzda da bu şekilde biriken zehirler damarlarımızı tıkayacak, organlarımıza yeteri kadar oksijen ve besin maddeleri ulaşmayacak , biriken atık maddeler dişarı atılmayacak  ve dolayısı ile organlarımız işlevini yapamayacak ,  bunun sonucunda da  biz kendimizi iyi hissetmeyeceğiz ve bunun akabinde hasta olacağız.

Vucudumuzda ki bu temizlik işlemi ise  iki yolla olabilir ; Birincisi: Acil olarak toksinli yiyecek ve içecekleri azaltmamız ve hatta hiç almamız gerekir . İkincisi ise ; Organlarımızın bu toksinleri dişarı atması için , görevli organlarımızın işlevlerini destekleyici çalışmalar yapmamız gerekir. Geniş anlamda bu çalışmaların tümüne DETOKS , yani zehirlerden arındırma diyebiliriz.

Diğer bir anlamda ise DETOKS zihinsel , ruhsal ve bedensel bir arınma sürecidir.

Vucudumuzu zehirli maddelerden arınırarak , sağlığımızı korumamız ve bağışıklık sistemimizin güçlenmesina yardımcı olarak hastalıklara karşı direncimizi artırmamız gerekmektedir.

DETOKS yaparsak vucutumuzdaki sıvıların asit oranını dengeler , daha doğrusu asitleşmesini önleyerek (Asit-Baz dengesini koruyarak) hastalıkların oluşmasında önemli rol oynayan immun sistemimizi güçlendirmiş oluruz. Diğer taraftan kanımızın asitlenmesi organlarımıza ve beyin hücrelerimize zarar vermekte ve bu şekilde çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Aşağıdaki septomlardan herhangi birini yaşıyorsak , vucudumuzda toksinlerin birkmesine işaret olabilir. Bu durumda detoks organlarını harakete geçirmek ve gereken önlemleri almak zorundayız. Aksi halde zamanla çok ciddi bir sağlık sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz.

-Az yediğimiz halde durmadan kilo alıyorsak. Veya çok yiyerek hem kilo alıyor hemde kendimizi yorgun ve halsiz hissediyorsak.

-Zihinsel bulanıklık , aşırı unutkanlık , neyi nereye koyduğumuzu unutuyorsak ,  konsentrasyon yetersizliği , ve sebepsiz göz altlarında morluklar oluşuyorsa.

-Ağız kokusu , nefes alma problemleri veya nefeste koku , dilimizin üzerinde pas oluşması.

-Kronik bir kabızlık veya ishal sorunumuz varsa.

-Mide bulantısı , baş dönmesi , göz kararması , kulakta uğuldama , sebepsiz işitme ve görme bozuklukları.

-Ciltde kirlilik , morarma , yanaklarda ve dudaklarda morarma , döküntü , kaşıntı , allerji.

-Sigara ve alkol içenler , kimyasal malzemelerle çalışanlar.

-Sebebi bulunmayan şiddetli baş ağrıları , eklem ağrıları , boyun tutulmaları.

-Değişken ruhsal yapı , dengesizlik , aşırı sinirlilik ,uyku bozuklukları.

-Herhangi bir kronik hastalığımızdan dolayı devamlı değişik kimyasal ilaçlar alıyorsak.

Yukarıda saymış olduğumuz rahatsızlıkların başka sebepleri de olabilir. Fakat doktor tarafından detaylı muyenelerden geçtikten sonra elle tutulur ve gözle görülür bir sebep bulunamıyorsa  ve hala bu rahatsızlıklar devam ediyorsa o zaman mutlaka DETOKS yapmalıyız. Çünkü vucudumuza giren bir çok zehirli maddeler kan muayenesi ile tespit edilemezler. Vucudumuza giren herhangi bir zehir , önceden biliniyorsa ve vucuda aşırı derecede girerek birikim yapmışsa  ve biz kanda sadece o maddeyi arıyorsak   ancak o zaman aradığımız o belirli meddeyi  spesiyel bir araştırma sonucu kanda görebiliriz. Yoksa yiyecek ve içeceklerle veya hava ile az , az  aldığımız toksinleri kan muayeneleri ile  sıradan bir muyene ile tespit edemeyiz.

Hamileler , emziren anneler , aşırı kansızlık sorunu yaşayan yaşlı kişiler , kalp yetmezliği olanlar DETOKS yaparken asla aşırılığa gitmemelidirler.

DETOKS proğramlarına başlarken ilk başta havanın temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Doğru bir şekilde solunum yapmayı bilmeli ve diyaframımızı kullanmayı öğrenmeliyiz. Deniz ve dağ havası DETOKS yapmaya çok elverişlidir. Bu gibi mekanlarda havanın iyonizasyonu ve kalitesi farklı olduğundan , sağlık üzerinde oksijen arttırıcı ve denge düzenleyici etkileri  bulunmaktadır. Kanımızdaki oksijen oranı düşük olmamalıdır. Aksi halde detoks yapamayız. Çünkü oksijen var olan ve en etkili antioksidantdır. Antioksidantlar ise bilindiği gibi hücrelerimizi serbest radikal dediğimiz bir nevi hücre yıpratıcı toksinlere karşı korumakla görevlidirler. 200 yıl kadar önce atmosferde yüzde 38 oranında oksijen bulunurken , bugün sadece yüzde 19 oksijen mevcuttur. Oysa ki tüm toksinler önce oksijenle birleşerek vucuttan atılırlar. Günümüzdeki tedavisi yapılamayan bir çok rahatsızlığın ana sebebi bu olabilir.

Diğer tarafdan yediğimiz ve içtiğimiz şeyler toksik olmamalıdır. İlk olarak içtiğimiz suyun kalitesine çok önem vermeliyiz. Aşırı kilolarımızdan kurtulmak için başlamış olduğumuz ideal bir diyet uygulamasında dahi içilen suyun ph derecesi ile vucudumuzun asit dengesini bozabilir ve bu şekilde kilo vermede hüsrana uğrayabiliriz. Temiz ve kaliteli bir su ideal olarak ph 7,35 ile 7,60 değerleri arasında olmalıdır. Sağlıklı  bir vucutta kan ve diğer vucut sıvılarının birçoğu , deniz suyuna benzer bir şrkilde hafif alkaliktir. Denize yakın bir yerde oturuyorsanız ve suyun temizliğinden eminseniz , her gün bir kaç damla deniz suyunu içme suyuna damlatarak içmeniz vucut asit dengeniz için son derece yaralı olacaktır.

 

Tabii olarak denizde yüzmenin de tedavi edici çzellikleri var ve günde belirli aralıklarla suya girmesi çok yararlıdır. Her içme suyunun ayrı bir ph değeri ve mineral ağırlığı olduğu için DETOKS proğramlarında haftada veya ayda bir kaç defa değişik suları içmenin sağlığımız açısından faydaları olacaktır.Unutmamız gerekirki oksijeni havadan başka sudan da almaktayız. Gerek içerek ve gerekse günde bir kaç defa bedenimizi , elimizi ve yüzümüzü yıkayarak vucudumuza daha fazla oksijen girmesini sağlayabiliriz. Oksijen dinçlik ve zindelik verir. Uykulu ve yorgun olan bir insanın yıkandıktan sonra dinç olmasının sebeplerinden bir tanesi de budur. Alkalik ve oksijen sağlıklı olmanın ve güçlü bir bağışıklık sisteminin şartlarıdır. Bakteriyel , viral ve mantar kökenli enfeksiyonlar , oksijenle yeterince beslenmiş ve alkalik dokularda gelişemezler. Mikropların neredeyse tamamı bu ortamda etkisiz hale gelirler.

Demek ki DETOKS yaparken amacımız , asit oranımızı ph 7 derecesinde tutmaya çalışmak ve oksijen oranımızı arttırmak olmalıdır. Bu sonuçları elde etmek için düzenli ve sağlıklı bir şekilde beslenmek ve yaşam tarzımızı da değiştirmek zorundayız.  Yardımcı olarak kaliteli bir içme suyu seçmemiz ve Oksijen kapasitemizi yüzde 30 lara varacak bir şekilde arttıracak , Fitline OXY PLUS gida takviye ürünü , asit baz dengemizi  korumak için ise Fitline RESTORATE mineral dengeleyici gibi içeceklerden yararlanabiliriz.

DETOKS organlarından bahsetmiştik. Bu organlarımız şunlardır.

-Kalın Bağırsaklarımız

-Akciğerlerimiz

-Sinüslerimiz

-Böbreklerimi<

-Cildimiz

Yapacağımız her çalışma eğer bu organlarımızdan birisini etkiliyorsa o zaman yaptığımız bu iş gerçek anlamda bir detokstur.

Bağırsak üzerinden atılımı kolaylaştıracak yiyecek ve içecekler. Lifli ve kepekli yiyecekler. Probiotik dediğimiz faydalı bakteri içeren yoğurt ve Kefir. Fitline All-ın-1000 plus yoğurt , Fitline Basic . ARSON Vital Figura N 10 ve ARSON Vital Figura Bitkisel çay. Bunların yanı sıra yeşil çay , papatya . isırgan otu , zencefil , ginseng , ekinezya , kırmızı pancar , meyan kökü de toksin atıcı özellikleri olan önemli kaynaklardır.

Akciğer üzerinden detoks diyafram solunumunu iyi kullanarak sağlanabilir.

Mide üzerini kaplayan diyafram adalesinin alta doğru esnemesiyle açılan boşluğa ciğerlerin alt loplarının genişleme imkânı bulduğu ve ciğerlerin tamamının kullanıma sokulduğu bir nefes alma biçimidir. Ciğerlerdeki havanın yaklaşık % 50 si sirküle edilebilir. Diyaframla birlikte, orta ve üst solunum beraber hareket eder. Genişlemeyi, sonsuz kabulü, koşulsuz sevgiyi ve birlik bilincini beraberinde getirir.

Sinüslerimiz üzerinden DETOKS sicak ve baharatlı bir çorba içerek veya buhar odalarında buhar banyosu yaparak da olabilir. Papatya ekstraktı içerikli buhar inhilasyonları da sinüsler üzerinde detoksu tetikler.

Böbreklerimiz üzerinden detoks ödem atıcı yukarıda bahsedilen isırgan otu  ve zencefil içerikli bitki çayları ve bol su içmekle olur. ARSON Vital Figura bitkisel çay iyi bir şifalı bitkiler kombinasyonu olarak bu konuda yardımcı olur.

Cildimiz üzerinden detoks da çok önemlidir. Düzenli aralıklara ,sauna , buhar banyoları , hamam gibi terleme metodları cilt üzerinden toksin atmak için yapılması gereken faydalı uygulamalardır . Sıcak suyun ve su ile masajın faydaları da çok fazladır.  Ayrıca ölü derilerimizden arınarak gözeneklerimizi açtığımız takdirde toksinlerden daha kolay kurtulabiliriz. Gözeneklerin açılması için kese kullanmak veya ARSON beauty Kayısı çekirdeği Peeling Kremi kullanmak bizi bu konuda istenilen sonuca götürebilir. Bunun yan sıra cilde kuru fırça ile yapılan masaj kan dolaşımını hızlandırarak , cillteki oksijen oranını arttırır. Bu metod cildimiz ve iç organlarımıza çok yaralıdır. Küveti su ile doldurup , evde detoks yapmak istediğimizde cildi tahriş eden zararlı kimyasallar içeren sabunlar yerine , papatya , biberiye , ökaliptüs ve adaçayı gibi doğal yağlar kullanmayı tercih etmeliyiz. Ayrıca banyonuza yarım bardak içme sodası ve deniz tuzu da ilave edebilirsiniz. Küvetimize bir kaç damla , cilt bakımında bir tabiat mucizesi olan ve çok güzel kalıcı kokusu olan ARSON beauty Mavi Anemon Çiçeği yağı da katarsak kokusu ilede detoks proğramımızı güçlendirmiş oluruz.

DETOKS da kokuların etkisi tahmin edemeyeceğimiz kadar çoktur. Çağlar boyunca çeşitli hastalıklar insanlığı tehdit ederken , bu virüs ve bakterilerden en az etkilenen veya hiç etkilenmeyen grup insan , çiçekler çiçeksuları ve yağlarıyla uğraşanlar olmuştur.

Tükettiğimiz gıdalara dikkat etmek zorunda olduğumuz gibi , yemeklerin pişirilme şeklinede dikkat etmemiz gerekmektedir. Kızartma yapmamaya ve bilhassa kızartmlarda kullandığımız yağları tekrar , tekrar kullanmamaya bilhassa özen göstermeliyiz. Haşlama ya da buharda pişirme usullerinini tercih etmeliyiz.

Diğer taraftan  gerek taze olarak , sebze ve meyvelerden gerekse kaliteli gıda takviye ürünlerinden vucudumuzun gereksinimi olan vitamin ve minarelleri düzenli olarak almamız gerekmektedir . En ideal antioksidan mineral ve vitaminler : Çinko , kalsiyum , B vitaminleri ( özellikle B 3) , C vitamini , E vitamini olarak özetlenebilir. (Fitline : Restorate ve Actvize Oxy Plus).

İyi bir beslenme proğramına ek olarak sabahları ; Bir bardak ılık suya bir kaşık taze sıkılmış limon suyu veya bir kaşık elma sirkesi ekleyerek içebiliriz. Yemeklerde Maydanoz , sarımsak , kırmızı biber ve zencefil (çorbalara katarak) da bol , bol tüketebiliriz. Öğün aralarında : Papatya çayı , zencefil , ıhlamur , meyan kökü , gibi arındırıcı çaylar veya ARSON Figura Tea gibi hazır çaylardan tüketebiliriz.

Gelelim ideal beslenmeye . DETOKS proğramlarında ideal beslenme çok önemlidir. Vucudumuza giren toksinler ne kadar az ise onları arındırmak da o kadar kolay olacaktır. Beslenmemize dikkat ederek bu toksinleri minimuma indirebiliriz.

Haftada 1 kez vucudumuzu arındırmamız gerekiyor. Örneğin bir gün boyunca sadece taze sıkılmış doğal meyve suları ,  bol bol temiz su içmeli ve bunun yanı sıra taze meyve ve sebze yemeliyiz.

Çok az tüketmemiz gereken Gıdalar : Kırmızı et , sakatat , rafine edilmiş gıdalar , konserveler , şeker , tuz , doymuş yağlar , kahve , alkollü içecekler , ve nikotin. Mümkün olduğu kadar organik veya az kirletilmiş gıdalar tüketmemiz lazım.

Sadece filtre edilmiş , mineralleri uygun ve ph düzeyi 7 veya üzerinde olan içme sularını tüketmemiz gerekir.

Yumurta , buğday  süt ve ürünlerini belirli dönemlerde sıra ile tüketmeli , hepsini aynı anda tüketmemeye özen göstermeliyiz.

 

Hepinize sağlıklı bir ömür  ve mutlu bir yaşam dilerim.

 

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Hekimi

Köln

Çörek Otunun Etken Maddeleri

Takriben %21 protein, %38 karbonhidratlar ve %35 bitkisel yağlardan oluşmaktadır. İçeriğindeki aktif maddeler, nigellon, thymoquinon ve uçmayan yağlardır. Diğer maddeler ise, linoelik asit(Omega-6, Omega-3), oleic asit, palmitik asit, kalsiyum, sodium, potasyum, demir, çinko, bakır, magnezyum, selenium, fosfor, vitamin A, vitamin B, vitamin B2, niasin ve vitamin C dir.
Yukarıdaki maddelerden özellikle nigellon ve thymoquinon etken maddeleri çörek otunun destekleyici özelliğiyle doğrudan alakalıdır.

Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

1- İlk olarak çörek otu bir hastalık durumunda kullanılabileceği gibi günlük veya gün aşırı olarak öylesine de tüketilebilir. Aşırı alınmadığı taktirde herhangi bir yan etkisi ve zararı bildirilmemiştir.(not: Alerjinizin olmadığını var sayıyoruz.)
2- Çörek otu Bağışıklık sistemini güçlendirir.
3- Vücudu tahrip eden mikroplara karşı vücut direncini artırır.
4- Kanserden AİDS e kadar bir çok hastalıkta kullanılabilir.
5- İltihaplı vakalarda iltihap engelleyici olarak kullanılabilir.
6- Nefes darlığı ve solunum yolları hastalıklarında iyi bir yardımcı etken olduğunu defalarca kanıtlamıştır.
7- Çörek Otu özünün(yağından bahsediliyor) meme, prostat, cilt kanseri gibi bazı kanser türlerinde kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı görülmüştür
8- Bayanlarda sıkça görülen rahim ve vajinal iltihaplara iyi geldiği bilinmektedir. (Bunu, iltihabı ve akıntıyı meydana getiren mantar hücrelerini yutan vücut savunma hücrelerini destekleyerek başarmaktadır.)
9- Çörek Otu Karaciğeri Tahripten Korur şifalı bitkiler
10- Ayrıca bu mucizevi bitki canlılarda biriken zararlı toksik zehirleri de baskılar ve onların vücuttaki zararlı etkilerini en aza indirir. Özellikle hava kirliliği yaşanan illerimizde ki insanlarımızın bu mucizevi bitkiden her gün almaları gerçekten faydalarınadır.
11- Kolon kanserini engeller.
12- Şeker hastalığına Karşı sonderece fatdalıdır.
13- Yüzyılımızın hastalıklarından birisi de alerjidir. Özellikle gelişmiş ülkelerin insanları “nedeni anlaşılamayan bir şekilde” hemen hemen her maddeye karşı alerji geliştirebilmektedir. Çörek otunun alerjik reaksiyonlarda vücudu baskılayıcı rol oynadığı Berlin Charite Ünv. Tarfından kanıtlanmıştır.
14- Egzama gibi rahatsızlıklarda çörek otu iyi bir iyileştiricidir.
15- Romatizmal hastalıklar.
16- Mide rahatsızlıkları ve reflü.
17- Böbrek hastalıkları.
18- Alkolün zararlı etkilerinin en aza indirilmesi.
19- Kalp damar hastalıkları.
20- Anti oksidan oluşu.
21- Kolesterolün düşürülmesi.
22- Hiper Tansiyon(yüksek tansiyon) vakalarında.
23- Uyarıcı etkilerinden dolayı; hemoroit, hepatit, nezle, ishal, öksürük ve tenya gibi etkiler.

En genel Olarak Çörek Otunun Faydaları Şu Şekilde Sıralanabilir;

• Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
• İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
• Kansere karşı koruyucu etkisi vardır.
• Kan şekerini düzenler.
• Yorgunluk halini giderip zindelik verir.
• Damar hastalıklarını önler.
• Cinsel gücü arttırır.
• Hazmı kolaylaştırır.
• Vücuttaki toksinleri süzerek atar.
• İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
• Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
• Alerjileri önler. Çörekotu
• Savunma sistemini dengeler.
• Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

Baharin gelmesi ile zindelik yerine yorgunluk ve bitkinlik görülebilir

Kış yavaş ,yavaş gitmeğe ,havalar ısınmağa ve bahar iyiden iyiye kendini göstermeğe başladı.

Fakat baharin gelişi insanlarin tümü için bir sevinç kaynagı olmayabilir.

Kadınların yüzde 60 ‘I ,erkeklerin ise yüzde 54 ‘ ü baharin gelmesi ile birlikte aşırı yorgunluk , bitkinlik ve halsizlik hissederler.

Bazi kişilerde bu yorgunluşun yani sıra ;Konsantrasyon azlığı, unutkanlık,aşırı halsizlik ve uyku bozuklukları hatta depresyon ve melankolik haller görülür.

Bütün bunlarin sebebi , eğer önemli bir hastalik yoksa (Allerji !) hava değişimine bağli meydana gelen reaksiyonlardır.

Havalarin soğuktan sıcağa, sicaktan soğuğa hızlı değişim göstermesi, Kalp ve Kan dolaşımının bu değişikliğe yetrince uyum sağlayamamasindan meydana gelir.

Damarlar genişler ve böylece Tansiyon düşer.Hava değişiminin yanı sıra ,gündüzlerin uzamasi ve gecelerin kısalması ile doğada meydana gelen “ Biyo-Ritim “ değişikliğine de insan vucudu hemen uyum sağlayamaz.Ve bütün bunların sonucunda ,insan vucudunda “” ilkbahar Yorgunluğu “ adi altında bir halsizlik  ve bitkinlik olayi meydana gelir.

Bu değişikliklerden en fazla ,kapalı alanlarda , bürolarda ve aliş veriş merkezlerinde çalışan insanlar etkilenir.

Açık havada veya bol ışık alan havadar yerlerde çalışan insanlar ise bu değişikliklerden an az bir şekilde etkilenirler.Çünkü kan dolşımı, temiz hava ve bol ışıkla birlikte, Oksijen ve Bio-Enerji oranini artırır ve değişen bu Bio Ritim ‘e en kisa zamanda uyum sağlar.

Kapalı yerlerde ve bürolarda çalışanlar, çalıştıklari iş yerlerinin ışığını artırır  ve bulunduklari bölgede devamlı havalandırma yaparlarsa ve en azından günde ,hiç olmazsa 15-20 dakika temiz ve açık havada yürüyüş yaparlarsa bu yorgunluğu asgariye indirmiş olurlar.

Bunun yanı sıra ; Sabahları sıcak ve soğuk duş alarak , bol vitaminli (Sebze ve Meyve ) ve hafif Gıdalarla (Probiotik Yoğurt ,Kuark ) beslenerek bu bahar yorgunluğuna karşı kendilerini korumuş olurlar. Bunun yanında doğal olarak vucudun direncini artıran şifalı bitkilerden elde edilen tabii ilaçlardan da yaralanabilirler. ( Örneğin : Her gün yarım litre Isrgan otun  çayı içebilirler).

Aşırı problemi olanlar ve sağlıkları için mutlaka bir şey yapmak isteyenler,Ozon terapisi ile kanlarını temizletebilirler veya Akupunktur yaptırarak Enerji toplayabilirler.

Bunlara ek olarak kaliteli Gida destekleyici ürünler alarak hem Bağışıklık sistemimizi güclendirmiş hemde Enerji takviyesi almış oluruz. Örnegin :Fitline Activize OXYPLUS adlı ürün sabahlari alındığında hücrelerin Oksijen alma kapasitesini artırır Beyin ve Sinir hücrelerine yeterince B-Vitamini takviye ederek konsentrasyonu artırır ve yorgunluğu giderir. Fitline Basics Plus adlı ürün ise Bağırsak sistemimiz üzerinden etki ederek bağışıkık sistemimizi güçlendirir ve hastaliklara karşı vucudumuzun direncini artırır.

Bu gurupta bulunan Fitline Restorate adlı ürün ise, içeriğindeki dengeli minerallerin etkisi ile iyi bir uyku uyumamızı sağlar ve biz uyurken hucrelerimizin daha kisa bir zamanda restore edilmesini sağlar. (Bu ürünler hakkinda daha geniş bir bilgi için aşağıdaki Mail e yazabilirsiniz.

( hp.kulemarslan@hotmail.de )

 

Daha detaylı bir önlem terapisi için bir Doğal tedaviler Hekimine baş vurabilirsiniz.

Ve böylece baharin gelmesi ile insanlar yorgunluk ve bitkinlik yerine ,daha fazla yaşam sevinci ve mutluluk ile dolu olabilirler.

 

Sağlıklı ve mutlu günler dileği ile.

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Hekimi

Tel: 0172-5155720

İlkbahar Yorgunluğu

Baharin gelmesi ile zindelik yerine yorgunluk  ve bitkinlik görülebilir

 

Kış yavaş ,yavaş gitmeğe ,havalar ısınmağa ve bahar iyiden iyiye kendini göstermeğe başladı.

Fakat baharin gelişi insanlarin tümü için bir sevinç kaynagı olmayabilir.

Kadınların yüzde 60 ‘I ,erkeklerin ise yüzde 54 ‘ ü baharin gelmesi ile birlikte aşırı yorgunluk , bitkinlik ve halsizlik hissederler.

Bazi kişilerde bu yorgunluşun yani sıra ;Konsantrasyon azlığı, unutkanlık,aşırı halsizlik ve uyku bozuklukları hatta depresyon ve melankolik haller görülür.

Bütün bunlarin sebebi , eğer önemli bir hastalik yoksa  hava değişimine bağli meydana gelen reaksiyonlardır. Tam bilinmemesine ragmen vucut hormonlarından Seratonin ve Melatonin adlı hormaonlarından etkisinin olduğu söylenmektedir.

Havalarin soğuktan sıcağa, sicaktan soğuğa hızlı değişim göstermesi, Kalp ve Kan dolaşımının bu değişikliğe yetrince uyum sağlayamamasindan meydana gelir.

Damarlar genişler ve böylece Tansiyon düşer.Hava değişiminin yanı sıra ,gündüzlerin uzamasi ve gecelerin kısalması ile doğada meydana gelen “ Biyo-Ritim “ değişikliğine de insan vucudu hemen uyum sağlayamaz.Ve bütün bunların sonucunda ,insan vucudunda “” ilkbahar Yorgunluğu “ adi altında bir halsizlik  ve bitkinlik olayi meydana gelir.

Bu değişikliklerden en fazla ,kapalı alanlarda , bürolarda ve aliş veriş merkezlerinde çalışan insanlar etkilenir.

Açık havada veya bol ışık alan havadar yerlerde çalışan insanlar ise bu değişikliklerden an az bir şekilde etkilenirler.Çünkü kan dolaşımı, temiz hava ve bol ışıkla birlikte, Oksijen ve Bio-Enerji oranini artırır ve değişen bu Bio Ritim ‘e en kisa zamanda uyum sağlar.

Bahar yorgunluğunun en asgariye indirilmesi için yapabileceğiniz bazı önemli önereilerde bulunacak olursakö şöyle sıralayabiliriz:

Kapalı yerlerde ve bürolarda çalışanlar, çalıştıklari iş yerlerinin ışığını artırır  ve bulunduklari bölgede devamlı havalandırma yaparlarsa ve en azından günde ,hiç olmazsa 15-20 dakika temiz ve açık havada yürüyüş yaparlarsa bu yorgunluğu asgariye indirmiş olurlar.

Sabahları sıcak ve soğuk duş alarak , bol vitaminli (Sebze ve Meyve ) ve hafif Gıdalarla (Probiotik Yoğurt ,Kuark veya Kefir) beslenerek bu bahar yorgunluğuna karşı kendilerini korumuş olurlar. Bunun yanında doğal olarak vucudun direncini artıran şifalı bitkilerden elde edilen tabii ilaçlardan da yaralanabilirler. ( Örneğin : Her gün yarım litre Isrgan otun  çayı içebilirler).

Aşırı problemi olanlar ve sağlıkları için mutlaka bir şey yapmak isteyenler, Akupunktur ve diğer doğal tedavi metotları ile  Enerji toplayabilirler.

Kilo Fazlalığı olanlar , mutlaka kış dan kalma bu yağ depolarından kurtulmalıdırlar. Unutmamalıyız ki fazla kilolarımızdan kurtulmak için bu günler bizim için çok önemlidir. Bu sayede hem fazla yağlarımızdan arınmış oluruz , hemde daha dinç ve daha dinamik olarak bahar günlerinin tadını çıkarırız. Bunun için Akupunktur yaptırabileceğimiz gibi , ARSON Figura N 10 Kasül ve Form Çaylarından da yararlanabiliriz.

Bunlara ek olarak kaliteli Gida destekleyici ürünler alarak hem Bağışıklık sistemimizi güclendirmiş hemde Enerji takviyesi almış oluruz. Örnegin :Fitline Activize OXYPLUS adlı ürün sabahlari alındığında hücrelerin Oksijen alma kapasitesini artırır Beyin ve Sinir hücrelerine yeterince B-Vitamini takviye ederek konsentrasyonu artırır ve yorgunluğu giderir. Fitline Basics Plus adlı ürün ise Bağırsak sistemimiz üzerinden etki ederek bağışıkık sistemimizi güçlendirir ve hastaliklara karşı vucudumuzun direncini artırır.

Bu gurupta bulunan Fitline Restorate adlı ürün ise, içeriğindeki dengeli minerallerin etkisi ile iyi bir uyku uyumamızı sağlar ve biz uyurken hucrelerimizin daha kisa bir zamanda restore edilmesini sağlar. (Bu ürünler hakkinda daha geniş bir bilgi için aşağıdaki Mail e yazabilirsiniz.

Bol,bol taze meyve ve sebze yemeyi de ihmal etmemeliyiz.Böylece vucudumuza daha çok vitamin,mineral ve iz elemntlerinin girmesin yardımcı oluruz.

Daha detaylı bir önlem terapisi için bir Doğal tedaviler Hekimine baş vurabilirsiniz.

Ve böylece baharin gelmesi ile insanlar yorgunluk ve bitkinlik yerine ,daha fazla yaşam sevinci ve mutluluk ile dolu olabilirler.

Sağlıklı ve mutlu günler dileği ile.

 

 

Kulem Arslan

Doğal Tedaviler Hekimi

Tel: 0221/7090740

( hp.kulemarslan@hotmail.de )

Naturheılpraxis am Rudolfplatz

Hohenzollernring 26

50672 Köln